18 Kasım 2013 Pazartesi
8 Kasım 2013 Cuma
ADLİ BİLİMLER KARİKATÜR SERGİSİ, ANKARA...
ADLİ BİLİMLER
KARİKATÜR SERGİSİ
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim
Dalı ve Adli Tıp Uzmanları Derneği tarafından 13-16 Kasım 2013 tarihleri arasında Ankara CerModern Sanatlar Merkezi’nde düzenlenecek olan 10. Adli Bilimler
Sempozyumu kapsamında “ADLİ BİLİMLER
KARİKATÜR SERGİSİ” gerçekleştirilecektir. Sergiye aynı zamanda adli tıp ve
toksikoloji gibi adli bilimler alanında çalışan Kolombiyalı çizer adli bilimci Jairo
Peláez-Rincón, adli tıp uzmanları
Halis Dokgöz ve Durmuş Evcüman toplam 60 karikatür ile katılıyor. Sergi, 14 Kasım 2013 tarihinde saat:19:00’da düzenlenecek bir açılış kokteyli ile açılıyor. Sergi 17
Kasım 2013 tarihine kadar açık kalacaktır. Tüm basın mensuplarını sergimize
davet ediyoruz.
Adres: Cermodern Sanatlar Merkezi
Altınsoy Cad. No:3 06101 Sıhhıye, Ankara
Jairo Peláez-Rincón kimdir?
Kolombiya Ulusal Üniversitesinden 1989 yılında
kimyager olarak mezun oldu. 1992 yılından beri Bogota Ulusal Adli Tıp Enstitüsü delil inceleme biriminde çalışmaktadır.
Miami’de Metro Dade Polis birimi adli laboratuarında, Kolombiya ve Honduras’taki
farklı Enstitü ve Üniversitelerde çalıştı. American College of Forensic
Examiners üyesi olup “Jarape Forense”
adlı blogunda farklı çalışmalarını yayınlamaktadır. Adli bilimler alanındaki
çalışmaları yanında karikatür çizmeye de devam ediyor ve Kolombiya’nın günlük
gazetesi “El Espectador”da da
çizmektedir. Karikatür ve çizimlerinde “Jarape”
kısaltmasını kullanmaktadır. Basılı çalışmaları; “The Forensic Examiner” (USA),
“The Reactant” (USA), “Chem 13 News” (Canada), “The Crucible” (Canada), ve
Colombia Forense.
Doç.Dr. Halis Dokgöz kimdir?
1999 yılında İstanbul
Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi’nde Adli Tıp ihtisasını tamamladı.
Halen Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı’nda öğretim
üyesi (Doç.Dr.) olarak çalışmaktadır. Çocuk hakları, insan hakları, şiddet,
adli tıp ve adli psikiyatri ilgi alanlarını oluşturmaktadır. Karikatüre 1985’de
başladı. İlk karikatürü aynı yıl “Kılçık” dergisinde yayınlandı. Daha sonra
karikatürleri Gırgır, Limon, Çarşaf, Gümgüm, Akrep (Kıbrıs), Hallo (Almanya),
ArteFacto (İspanya), Cumhuriyet, Bulvar, Bizim Gazete, Hürriyet, Milliyet,
Birgün, Radikal ve Sabah gibi pek çok gazete ve dergide yayınlandı. Düzenli
olarak Kılçık, Tıp Dünyası, Sendrom, Hiç, Fesat, Homur ve Hekim Forumu
dergilerine çizdi. Karikatürleri Almanya, İspanya, Belçika, Yunanistan, Romanya,
Güney Kore, Polonya, İran, Kıbrıs, Portekiz, Kırgızistan, Rusya, Azerbaycan,
Hindistan, Sırbistan ve Çin gibi ülkelerde yayınlandı. Katıldığı ulusal ve
uluslararası yarışmalardan 12 ödül aldı. Pek çok ortak ve karma sergiye
katıldı. İlk kişisel sergisini 1991’de Ankara’da 2.Tıp Fuarı’nda açtı. 1989’da
“Güneşin Girmediği Yere” adlı ilk kitabınıyayınladı. 2010 yılında Türk
Tabipleri Birliği yayınlarınca “Çizgisel” adında ikinci kitabı yayınlandı. Karikatürleri
yanında tıbbi illüstrasyonlar da yapmaktadır. Karikatürlerini http://halisdokgoz.blogspot.com ve Alman http://www.toonpool.com/artists/halisdokgoz_4410 adresinde sergilemektedir.
Uzm.Dr.Durmuş Evcüman kimdir?
1967 yılında Tokat’ta doğdu. 1984 yılında istanbul Üniversitesi istanbul
Tıp Fakültesinden mezun oldu. 2004 yılında Adli Tıp Kurumu’nda adli tıp uzmanı
oldu. Halen İstanbul’da adli tıp uzmanı olarak çalışmaktadır. İlk karikatürü
1986 yılında yayınlandı. Gırgır ve çarşaf gibi dergilerde, çeşitli meslek odası
dergilerinde karikatürleri yayonlandı. Çeşitli sergilere katıldı ve 2 kitabıın
çizimlerini yaptı.
30 Ekim 2013 Çarşamba
26 Ağustos 2013 Pazartesi
Keşkül-ü Fukara: Zeki Beyner (Fenamizah, Eylül 2013)...
![]() |
| Öznur Kalender fırçasından Zeki Beyner... |
Keşkül-ü Fukara: Zeki Beyner
1985’de karikatüre başladığım
yıllarda Gırgır ve Çarşaf dergilerinin yeni sayıları her hafta heyecanla
beklenirdi. Çarşaf dergisinde bir çizer çizgileri ve yaklaşımlarıyla diğer
çizerlerden hemen ayrılırdı. En azından benim için öyleydi. Bu çizer Zeki
Beyner’den başkası değildi. Tarama ucuyla çizilen karikatürler eğimli, dairesel
hatlar içeren hareketli ve yaşamdan enstantaneler içeren anlık fotoğrafları
çağrıştırıyordu. Çizgileri gerek biçem gerekse içerik olarak tam anlamıyla kendine
özgüydü. Çizgiler yaşanmışlığın ve yaşanmakta olanın izlerini taşıyordu.
Gençlik yıllarımızda imrendiğimiz ve zaman zamanda öykündüğümüz bir çizerdi.
Yıllar sonra İstanbul’da bulunduğum dönemde üstadla Karikatürcüler Derneği’nin
bazı etkinliklerinde ve sergilerde karşılaştım. İlk başlarda içe dönük fazla
konuşmayı sevmeyen kendi halinde bir karikatürcü izlenimi veriyordu.
Karikatürleriyle kurduğum geçmişten gelen diyalogu üstad ile ne yazık ki
kuramamıştım.
1999 yılıydı, karikatürcü
arkadaşlarım Mehmet Gölebatmaz ve B.Sadık Albayrak ile usta çizerlerle
söyleşiler yapma kararı almıştık ve ilk söyleşeceğimiz çizer de Zeki Beyner’di.
Zeki Beyner söyleşisi gerçekleşti ama projenin gerçekleşen tek söyleşisi de bu
oldu.
Zeki Beyner
ile sonbaharda Basınköy’de evinde buluştuk. Yeşilköy'de deniz manzaralı
yeşillikler içinde 2 katlı bir evin giriş katında görüştük kendisiyle. Mizah
yazarı Vedat Saygel’in ölene kadar evinde kalmasına izin verdiğini o nedenle bu
evde yaşadığını beş parası olmadığını söylemişti üstad. Ev ortamı dağınıktı
ancak düzeni olan küçük bir masa dikkatimizi çekiyordu. Floresan ışıkla
oluşturulmuş bir düzenek, daha önceden çizilmiş yüzlerce karikatürler, çizilmek
üzere hazır duran boş kağıtlar, çini mürekkebi, tarama uçları ve etrafta yığınla
dergiler, gazeteler, kitaplar…
O sessiz,
dingin ve içe dönük olarak düşündüğüm Zeki Beyner sorularımızı tamamlamaya izin
vermeden engin felsefi yaşam birikimi ve o zamanki adıyla basınla kişisel
ilişkileri ve olan bitenleri soluksuz anlatıyordu.
Zeki Beyner’in
Çarşaf dergisinden spor gazetelerine ve Hürriyet’e kadar çizmediği mecra
kalmamıştı. Uluslararası yarışmalara katılmış ve özellikle İtalya’dan aldığı
bir ödül söyleşinin değişik zamanlarında sık sık geçiyordu, belli ki çok
önemsediği bir ödüldü…Ancak yaşamak için çizmesi gerektiğini, o nedenle popüler
balonlu karikatürler ürettiğini söylüyordu. Parayla işi olmadığını parayı
sadece yaşamak için kullandığını söylüyordu. Çok para kazanmasına karşın
yaşamını tam anlamıyla “keşkül-ü fukara” olarak sürdürmek istediğini ve
sürdürdüğünü bu sayede hayatta kaldığını belirtiyordu. Karikatür ve sanat
dünyasında hak etmekten çok ilişkilerden ve dirsek temaslarından çok
rahatsızdı. Her türlü materyale çizdiğini sıklıkla da sigara kağıdına çizdiğini
daha doğrusu eline ne geçerse çizdiğini söylüyordu. Yaşam biçimi ve tarzı
olarak belirlediği “keşkül-ü fukara” çizgilerinin de temelini oluşturuyordu.
Sevgili Zeki Beyner’e arkasında bıraktığı eserleri için teşekkür ederken değerli
karikatürcülerimizin artık yüksek lisans ve doktora çalışmalarıyla gerektiğince
değerlendirilerek araştırılması ve elbette yayınlanması gerektiğini
düşünüyorum. Üstelik bu çalışmaların üstadlarımız yaşarken kendilerinin de
görebildiği süreçte gerçekleşmesini diliyorum.
Söyleşi linki;
5 Ağustos 2013 Pazartesi
KALIRSA BİR SORU KALIR BENDEN YANITI VAR MIDIR BİLMEM...
Sevgili Ahmet Erhan'ı da kaybettik...Şiirleri "Yeni Türkü" besteleri ve ezgileriyle belleklerimizde...
31 Temmuz 2013 Çarşamba
10 Temmuz 2013 Çarşamba
20 Haziran 2013 Perşembe
GEZİ PARKI'NI ANLATAN ÇİZİMLER (ELLE.COM.TR)...
GEZİ PARKI'NI ANLATAN ÇİZİMLER...
Photo:
Gezi Parkı direnişi boyunca ülkemizin mizah anlayışı ve yaratıcılığının tavan yaptığı bir gerçek. Duvar yazılarının yanı sıra sosyal medyada da aktif olan kullanıcılar, hazırladıkları posterler ve illüstrasyonlarla bizi güldürürken düşündürmeyi de başardılar.Gezi Parkı'nı anlatan en güzel çizimleri galerinin devamında görebilirsiniz.
6 Haziran 2013 Perşembe
3 Mayıs 2013 Cuma
MİNARE GÖLGESİ ÜZERİNE...
Karikatürcü abimiz Engin Ergönültaş'ın Minare Gölgesi (İletişim Yayınları) kitabı çıktığında büyük bir merakla ve geri dönerek okudum...Ve keşke hiç bitmese diyerek ve tekrar tekrar okuduğum satırlar tam bir yoksul mahalle peyzajı...Zengüle Hacı mahallesindeki her şey canlı...Sokaklar, arabalar, pencereler, çatılar ve gökyüzünden dökülüp haliçten rüzgarla savrularak yüzünüze konan kar taneleri...O kadar sahici ve canlı ki...Zengüle Hacı mahallesinde kaybolmadıysanız çok şey kaybetmişsiniz demektir...Acilen alına ve okuna...Sevgili Engin abinin affına sığınarak büyük bir keyifle okuduğumuz Zalim Şevki ve Kelek Osman'ı da çizme fırsatım oldu bu sayede...(Kitap üzerine ayrıntılı görüşlerimi daha sonra paylaşacağım)...
10 Nisan 2013 Çarşamba
20 Mart 2013 Çarşamba
15 Mart 2013 Cuma
Adli Tıptan Karikatüristliğe (Med-Index)...
Adli tıp uzmanı olup aynı zamanda yıllardır karikatür çizen Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Halis Dokgöz, hobisinin hayatına etkisini Med-Index’e anlattı.
| Doç.Dr. Halis Dokgöz |
Sağlık alanında çalışanların birçoğunun mutlaka farklı hobileri olur. Yaptıkları meslek gereği, rahatlamak adına farklı alanlara yönelirler. Adli tıp alanında uzun yıllardır çalışan Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Halis Dokgöz, hobisi olan karikatür çizimlerine nasıl başladığını, bu hobinin kendisine kattığını ve hobinin hayatına etkisiyle ilgili soruları yanıtladı.
Kısaca kendinizi tanıtır mısınız?
1967 yılında Çorum’da doğdum. 1989 yılında 19 Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldum. 1999’da İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi’nde Adli Tıp ihtisasını tamamladım. Halen Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı’nda öğretim üyesi olarak çalışmaktayım. Karikatüre 1985’de başladım. İlk karikatürüm aynı yıl “Kılçık” dergisinde yayınlandı. Daha sonra karikatürlerim Gırgır, Limon, Çarşaf, Gümgüm, Akrep, Hallo, ArteFacto, Cumhuriyet, Bulvar, Bizim Gazete, Hürriyet, Milliyet, Birgün, Radikal ve Sabah gibi pek çok gazete ve dergide yayınlandı. Düzenli olarak Kılçık, Tıp Dünyası, Sendrom, Hiç, Fesat, Homur ve Hekim Forumu dergilerine çizdim. Karikatürlerim Türkiye dışında Almanya, İspanya, Belçika, Yunanistan, Polonya, İran, Kıbrıs, Portekiz, Kırgızistan, Rusya, Azerbaycan, Hindistan, Sırbistan ve Çin gibi ülkelerde yayınlandı. Katıldığım ulusal ve uluslararası yarışmalardan 12 ödül aldım. Pek çok ortak ve karma sergilere katıldım. İlk kişisel sergimi 1991’de Ankara’da 2.Tıp Fuarı’nda açtım. 1989’da “Güneşin Girmediği Yere” adlı ilk albümümü yayınladım. 2010 yılında Türk Tabipleri Birliği yayınlarınca “Çizgisel” adında ikinci kitabım yayınlandı. Karikatürler yanında tıbbi illüstrasyonlar da yapmaktayım. Karikatürlerimi http://halisdokgoz.blogspot.com ve Alman http://www.toonpool.com/artists/halisdokgoz_4410 adresinde sergilemekteyim.
Hobiniz nedir ve ne kadar süredir yapıyorsunuz?
Aslında karikatüre hobim diyemem. Karikatür benim için bir yaşam felsefesi. Yaşamımda da bazen mesleğim olan Adli Tıp bazen de karikatür yaşamımın öznesi haline geliyor. İlk karikatürlerim tıbbiyenin 2. sınıfındayken “Kılçık” Dergisinde yayınlandı ve çizdiklerimin gerçekten karikatür olup olmadığını denemek için dönemin önemli mizah dergisi Gırgır'a da bu çalışmaları göndermeye başladım. Sevgili Oğuz Aral'dan taramaları azaltmam ve çizdiklerimin karikatür olduğu gibi olumlu eleştiriler alınca karikatür benim için bir tutku ve yaşam biçimi halini aldı diyebilirim. Ardından Limon, Çarşaf, Hıbır gibi dergilerde de çalışmalarım yayınlandı ve o gün bugündür çizgi serüvenim devam ediyor. Karikatürcüler Derneği’ne üye olmam ile birlikte çizgi serüvenim biraz yazılı popüler balonlu karikatürlerden yazısız kara mizah, grafik olarak da tanımlanan alana kaydı. O nedenle son yıllarda albümlere, sergilere ve yarışmalara daha çok karikatür çizer oldum. 1985 yılından beri aktif olarak karikatür çizdiğimi söyleyebilirim.
Hobinizin mesleğinize katkısı oluyor mu?
Meşhur bir söz vardır, ‘tıbbiyeden arada bir doktor çıkar’ diye. Gerçekten tıbbın edebiyata, sanata yatkın bir alan olduğu su götürmez bir gerçeklik. Eğer sizde sanata yönelik bir yetenek varsa tıp alanı bunu destekliyor ve belki de ortaya çıkmasını kolaylaştırıyor. Mizah da özellikle de kara mizah çelişkilerden beslenir. Tıp ortamı da çelişkilerin en fazla yaşandığı ve tespitinin yapıldığı bir alan… Karşılıklı bir etkileşim ve gelişim söz konusu. Bazen doktor meslektaşlarım derler ki, ‘Halis bak böyle böyle bunu çizsene’ diye. Yani yaşanılan da mizah olabiliyor. Bazen karikatür yaşamın nesnesi bazen de hayatın bizzat kendisi oluyor.
Neden bu hobiyi seçtiniz?
Neden karikatür çiziyorum? Bu gerçekten çok güzel bir soru. Ve zaman zaman yaşamın her alanında bu soruyu kendi kendimize sormalıyız belki de. Resim sanatına özel bir ilgim var. Çocukluktan beri güzel resim yapardım. Karikatürle tesadüfen tanıştım ancak, karikatürün benim için en uygun sanat olduğunu anlamam geç olmadı. Her şeyden önce kendimi, duygularımı ve düşüncelerimi en iyi anlatabildiğim sanat dalı. Ve en önemlisi müthiş keyif alıyorum.
Yaptığınız hobi size ne hissettiriyor?
Karikatür hem çizerken hem de bakarken müthiş keyif veriyor. Usta bir karikatüristin güzel bir çalışması ile karşılaştığımda da zaman zaman, ‘neden bunu ben çizmedim, çizemedim’ diye de hayıflanırım…Karikatür çizerken sanki dünyadan koparım. Yaşadığım bir olay, bir durum nedeniyle çok öfkelenip kızdığım zaman ya da çok neşelenip keyiflendiğim zaman da çizerim. Bir tepki nedeniyle çizdiğim zaman da sorumluluk duygusunun yerine gelmesinden kaynaklanan bir mutluluk da söz konusu. Çoğunlukla ‘iyi ki çiziyorum’ diyorum.
Tavsiye edeceğiniz kitap nedir?
Bu dönemde yoğun olarak adli tıp, polisiye türü romanlar okuyorum. Ahmet Ümit’in çoğu kitabını okudum. Tıp fakültesi öğrencilerinin peformans sunum yarışması vardı. Bir öğrencimiz Tess Gerritsen ile internet üzerinden bir söyleşi gerçekleştirip kitaplarının tanıtımını yapmıştı. Buradan etkilenerek Gerritsen’in neredeyse tüm kitaplarını okudum. Kendisi de dahiliye uzmanı bir doktor ve antropolog olan Tess Gerritsen tıbbi gerilim türü romanlar yazıyor. Alanım olan adli tıpla çok yakın ilişkisi de olması nedeniyle sanırım beğenerek ve ilgiyle okuyorum. Hem Gerritsen’i hem de Ahmet Ümit’i hala okumayan varsa öneriyorum.
Tarih : 14.03.2013
Kategori: Adli Tıp
Röportaj Serisi: Sağlık ve Hobi
Etiketler: Sağlık ve Hobi, Adli Tıp
14 Mart 2013 Perşembe
14 MART KUTLANIYOR...

Türk Tabipleri Birliği
14 Mart Mesajı
14 Mart Mesajı
Bir 14 Mart Daha Düş Kırıklığı ve Öfke İçinde “Kutlanmaktadır”
Türk Tabipleri Birliği (TTB) tüm sağlık çalışanları adına 14 Mart için 14 acil talep belirledi ve bu talepleri yeni Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’na elden iletti. Bu talepler yıllardan beri talep edilen, herkese eşit, ücretsiz, ulaşılabilir ve nitelikli sağlık hizmeti verme beklentisi yanında hekimlerin mesleklerini geçinme ve gelecek kaygısı yaşamadan, huzurlu bir ortamda yapmaları arzusunu vurgulamaktadır. Bu talepler yeni olmayıp, daha önce de bakanlığa iletilmiş olan isteklerdir. Ancak sağlıkta özelleştirmenin doludizgin devam ettiği sağlık ortamında sorunlar çözülmek bir yana, katlanarak artmaktadır. Bu taleplerden ilk üç tanesi tüm hekimler için ortak olma özelliğini taşımaktadır. Tekrar vurgulamakta yarar vardır:
- Emekli hekim ücretleri acilen iki katına çıkarılmalıdır. Mevcut hekim ücretleri de emekliliğe yansıyacak şekilde arttırılmalıdır.
- Hekimler arasında dayanışma yerine rekabete yol açan, hekimlik uygulamalarını değersizleştiren ve hastaları “puan”a dönüştüren mevcut “performansa göre ücretlendirme” sisteminden ivedi olarak vazgeçilmelidir. Kamuda çalışan hekimlerin ücretleri, Türk Tabipleri Birliği’nin hazırladığı “Sağlık Personelinin Tam Süre Çalışmasına ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nda önerildiği şekilde iş güvenceli tek bir işte çalışarak insanca yaşamaya, mesleki gelişimi sürdürmeye yetecek, emekliliğe yansıyacak biçimde düzenlenmelidir. Daha önceki Tam Gün uygulamaları nedeniyle görevinden ayrılmak zorunda kalan hekimlerin eski görevlerine dönebilmeleri için gerekli yasal düzenlemeler yapılmalıdır. Hekimlerin hastalarına yeterli süreyi ayırabilmelerine ilişkin düzenlemeler yapılmalı, kamuda ve özel sektörde hekimlere yirmi dakikadan daha kısa süre içerisinde hasta randevusu verilmemelidir.
- Sağlıklı ve güvenli koşullarda çalışma hakkını güvence altına alacak düzenlemeler ile sağlık ortamlarının şiddetten arındırılması için Türk Tabipleri Birliği tarafından hazırlanan öneri doğrultusunda Türk Ceza Kanunu’nda gerekli değişiklik yapılmalıdır. Hekimleri ve sağlık çalışanlarını kamuoyu ve hastalar nezdinde küçük düşürücü tutum ve söylemlere son verilmeli; Alo 184 Sabim Hattı’nın faaliyetleri öncelikle durdurulmalı ve gerçek anlamda hasta haklarını önceleyerek çalışan bir hattın kurulması sağlık çalışanlarının örgütleriyle ortak çalışma yürütülerek sağlanmalıdır.
Bu talepler açıklıkla vurgulanmış ve 14 Mart’a kadar acil adımlar atılması istenmişken ne yazık ki Türkiye’de çalışan 130. 000 hekim ve toplamda 700. 000 sağlık çalışanını etkileyecek düzenlemeler ve iyileştirmeler konusunda hiçbir olumlu yanıt verilmemiştir. Sağlık alanının tek sorunu Tam Gün sürecinde üniversiteden ayrılmış öğretim üyeleri imiş gibi kamuoyu yönlendirilmiş, üstelik de bilgilendirilmediğimiz için ancak basından izleyebildiğimiz kadarıyla öğretim üyelerinin tekrar üniversitelere kazandırılması için yurttaşların cebine yüklenen bir formülden başka bir formül de getirilememiştir.
Bu vaziyet hekimler için de diğer sağlık çalışanları için de iç açıcı değildir, yurttaşların sağlık hakkı için de olumlu sinyaller içermemektedir. Sağlık çalışanları arasındaki yaygın kanaat yeni Sağlık Bakanı’nın da önceki Bakan’ın yolunda ilerleyeceği yönündedir. Bir 14 Mart daha hayal kırıklığı ve öfke içinde “kutlanmaktadır”.
14 Mart 2013 gününde hekimler “iyi hekimlik” yapmak istediklerini ve isteklerinden vazgeçmeyeceklerini dile getirmektedirler. Bu doğrultuda tüm sağlık çalışanları ile birlikte ortak mücadeleye devam kararı almışlardır.
Tüm hekimler ve TTB, haklı taleplerinin takipçisi olacak ve gerekirse emekten gelen gücünü kullanmaktan çekinmeyecektir.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.
Türk Tabipleri Birliği
Merkez Konseyi
Merkez Konseyi
http://www.ttb.org.tr/index.php/Haberler/14mart-3668.html
11 Mart 2013 Pazartesi
8 Mart 2013 Cuma
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







































